4.3.11

Dünyanın En Afili İnsanları

Burada daha önce, sömürgecilerin bulaştırdıkları hastalıklar yüzünden soyları tükenen Palawalar hakkınca acıklı bir yazı yazmıştım. Dünyanın kalanından izole yaşamış topluluklar ilgimi çekiyor. Dünya, insanlık, başka türlü nasıl olabilirdi, diye düşünmeden edemediğim için herhalde. Bu insanların bir kısmı ateş yakmayı bilmiyor olabilir; ama, mesela, ateş yakmayı biliyorsan ve onu içine şeytan girdi diye kadınları yakmak için kullanıyorsan, hiç bilmeseydin daha iyiydi aslında.

Efendim, bugünkü konumuz, Palawalar gibi uzun yıllar (tahminlere göre 60 bin yıl) dünyanın kalanından izole yaşamış başka bir grup insan, Hindistan’ın güneyindeki Andaman adalarınından Kuzey Sentinel adasının halkı. Sadece birkaç yüz kişiler. Onlara Sentinelliler deniyor, kendilerine ne dediklerini bilmiyoruz.

Tahminen Palawalar gibi bu adaya yürüyerek gelmişler ve sular yükselince burada kalmışlar, çünkü denizcilikle alâkaları yok. Ama Palawalardan ve Andaman adalarındaki diğer topluluklardan farklı bir özellikleri var. Geleneksel olarak, adalarına yaklaşmaya cüret eden herkesi öldürüyorlar. Şimdiye kadar adaya ayak basıp canlı dönen kimse olmamış. Hindistan’ın İngiliz istilasına uğradığı zamanlarda, sömürgeciler aynı Palawalara yaptıkları gibi, diğer Andaman halklarını salgın hastalıklarıyla kırıp geçirmişler. Kuzey Sentinel adası biraz sapa kalıyor, gözlerinden mi kaçmış, yoksa oraya çıkmaya yeltenen birkaç denizci ok yağmuru altında can vermiş de, başka gitmeye cesaret eden çıkmamış mı, bilemiyorum. Sömürge döneminde kayda değer bir temas olmamış. Hindistan bağımsızlığını kazandıktan sonra birkaç iletişim kurma girişimi olmuş. Ama Sentinellilerin tavrı netmiş. Adalarına ayak basanı, selamsız, sabahsız, nereden geldin, nereye gidiyorsun demeden şişlemeye devam etmişler. Yaklaşmaya cesaret eden meraklılar, iletişim kurmak için sahile hediyeler bırakırlarmış bazen. Sentinelliler, hediyeleri kabul ederlermiş, ama buna karşı bir minnet duymaları gerektiğine ikna olmamışlar şimdiye kadar.

2004′te Hint Okyanusu kıyılarını haşat eden tsunamiden iki gün sonra, Hindistan hükümeti, “gidin bakın bakalım, bu mikroplar hâlâ yaşıyor mu” diye adaya bir helikopter göndermiş. Helikopter adanın üstünde dolaşıp birkaç kişi görmüş, ardından geleneksel ok yağmuru başlamış. Tsunami, yabancılara karşı kararlılıklarını zerre kadar etkilememiş.

Diğer Andaman adalarında, yerlilerin tsunamiye nasıl tepki verdikleri gözlenmiş. Üç kuruş maaş için kıyı şehirlerine toplaşan, tsunamiden bihaber olan ve sonuçta okyanusa karışan kalabalık gibi değiller. Depremi hissettikleri anda, arkasından tsunami gelebileceğini biliyorlar ve adanın en yüksek yerine çıkıyorlar. Tabii kimse soramamış ama Sentinellilerin de başka türlü davranmadığı varsayılabilir. Yoksa 72 kilometrekarelik bir alanda 60.000 yıl nasıl hayatta kalabilirlerdi? Ataları kimbilir kaç tane tsunami görüp geçirmiştir. Belki “yer sarsıldı mı tepeye koş” diye türküleri falan vardır.

Dış dünyayla temas kurmama konusundaki bu sarsılmaz iradeleri nereden geliyor? Gelecek olanların, taşıdıkları hastalıklarla onları öldüreceğini biliyor olabilirler mi? Tsunami konusundaki bilgeliklerine bakarsak, geçmişte böyle bir olay yaşandıysa, mesela Hindistan’dan birileri gelip ada halkının çoğunun hastalıktan kırılmasına yol açtıysa; hayatta kalanlar, dışarıdan gelenin ölüm getirdiğini, kanla yazılmış bir kural olarak benimsemişlerdir belki. Bir keresinde, yaklaşmak isteyenlerin getirdiği hediyeler arasında bir de canlı domuz varmış. Adada domuzlar olduğunu ve Sentinellilerin domuz yediklerini biliyorlarmış. Adalılar diğer hediyeleri kabul etmişler, ama dışarıdan gelen bu domuzu öldürüp gömmüşler. Akıllıca bir hareket, yabancı insanlardan bulaşacak hastalıklar, yabancı domuzlardan da bulaşabilir.

Hindistan hükümeti, 1997′de alınan bir kararla, bu adayla temas kurma çabalarını yasaklamış. Tam olarak “ne halleri varsa görsünler” politikası benimsenmiş. Bilinen en son temas, 2007′de gerçekleşmiş. Adalılar, kıyılarına sokulmuş iki balıkçıyı kalbura çevirmişler. Balıkçıların cesedini almak için bir helikopter gelmiş ama ok yağmuru yüzünden (yine) adaya yaklaşamamış. Aynı helikopter, balıkçıların cesetlerinin birer çukura konulup yakıldığını tespit etmiş. Konuştukları dil, kültürleri, dinleri, mitolojileri hakkında hiçbir şey bilinmiyor. Uluslararası hukukta bu ada Hindistan toprağı olarak geçiyor, ama bu Sentinellilerin umurunda değil, büyük ihtimal bunun farkında da değiller. Sorsanız “s..eyim uluslararası hukuku” derler herhalde.

İnsanların temelde iyi olduğunu varsayan biriyseniz, yaklaşanı öldüren bu insanlar bu düşüncenizi sarsar mı? Onları kötü ve vahşi olarak mı görmek lazım? İnsan, biraz olsun, dışarıda neler olup bittiğini merak etmez mi? Ya da, daha da önemlisi, pek de merak edilecek bir şey olmadığını nereden biliyorlar?

Sizi bilmem, ama uygar dünyaya çekilen bu şahane hareket karşısında benim gözlerim doluyor.

17.2.11

Müsemma

Nuri Bilge Ceylan’ın ikinci uzun filmi Mayıs Sıkıntısı, ün olarak ondan sonraki filmlerinin gölgesinde kaldı belki ama ne görsellik ne içerik açısından onlardan aşağı kalmaz. Hatta kişisel fikrime göre sonraki iki filmi Uzak ve İklimler’den daha iyidir, hem görkemli hem komiktir, dolu dolu bir filmdir. Zamanında Fatih Özgüven’in, film hakkında “son dönem hareketlenen Türk sineması, ilk kez başyapıt düzeyinde bir film çıkardı” tarzından bir şey yazacak kadar heyecanlandığını hatırlıyorum. Ceylan’ın filmin adıyla ilgili bir soruya “Mayıs ayı bana hep bir sıkıntı verir, ondan öyle” gibi bir cevap verdiğini okumuştum. Ne kadar kişisel ve sanatsal bir açıklama! Ama filmin adını Mayıs Sıkıntısı koymak, ya da herhangi bir şeyin sıkıntısı koymak, zaten kısıtlı izleyici kitlesine, güçlü bir şekilde “Gelmeee!Gelmeee!” mesajı vermek değil midir? Üstelik film aslında hiç sıkıcı, sıkıntılı değilken, sıkıntı üzerine bile değilken…

Ezilenlerin Sosyalist Platformu diye bir yapılanma var, sanırım yakın dönemde parti oldular. Devrimci bir çizgide sert bir muhalefet sürdüren bir örgüt. Devrimci olmak, başlıbaşına sorunların çözümünü kitlenin ayaklanmasında görmek değil midir? Yani ilkelerinden ödün vermemek konusunda ne kadar kararlı olurlarsa olsunlar, asıl olarak bir kitle toplamak, daha çok insana hitap etmek, daha çok insanın, özellikle toplumun çoğunluğunu oluşturduğunu bildiğimiz yoksulların desteğini almak. Ama kitlenin bu harekete katılmak için, kendilerini “ezilen” olarak tanımlamasını beklemek, bana çok naif geliyor, gerçek bu olsa bile… İnsanoğlu koşullar ölümcül olmadığı sürece katlanma eğilimindedir, yani “evet, biraz geçim sıkıntısı var ama o kadar da eziliyoruz denemez canım” demeyi severler. “Allah’a şükür aç değiliz, açıkta değiliz” demeyi severler. Gerçekten aç veya açıkta olanları da “kurtuluş yok tek başına” sloganına inandırmak daha da zordur. Bunu kitlelerin bilinçsizliği diye kestirip atmak biraz eksik kalıyor.

Sol düşüncenin kitleselleşmesinin baş engellerinden biri, insanları durumlarının kötü olduğuna inandırmayı beklemesi aslında. İnsan durumunun kötü olduğunu kabullenmek istemez. Muhtemel/müstakbel taraftarlarına “ey şanlı kudretli milletimin kıllı aslanları” diye hitap eden siyaset biçimlerinin karşısına “ey ezilen, sömürülen, üç beş kodamanın elinde oyuncak olmuş halkımın sünepe insanları” diyerek çıkmak, biraz, dürüstlüğü abartmak oluyor. Sırf dramatik etki için bile, herkese malum olanın açık açık söylenmemesi meşrudur. Sonunda sürpriz şekilde katilin uşak olduğunun anlaşıldığı bir romanın adını “Uşağın Vahşeti” koymak istemeyiz (tam olmadı ama neyse).

Bir sanat eserine isim bulurken, gogullanabilir olmasını da hesaba katmalıyız artık sanırım. İlk olarak Onur Ünlü’nün Polis filmiyle ilgili ne yazılmış diye merak ederek aradığımda fark etmiştim. Bayağı zorluk çekmiştim filmle ilgili bir şeylere ulaşana kadar, vatandaşın polisle bayağı derdinin olması yetmiyormuş gibi, onur ve ünlü de pek az rastlanan kelimeler değilmiş belli ki. Menteş’in Dublörün Dilemması nefis bir örnek, ama şimdi yazarken fark ettim ki, onun sonuna bir tane daha “sı” eklemeliydim (Menteş’in Dublörün Dilemması’sı). Böyle de tuhaf oluyor. O zaman, mümkünse bundan da kaçınalım, isim tamlaması şeklinde isimler koymayalım.

Emir kipi şeklinde roman veya film adları çok karizmatik gelir bana; Obre Los Ojos (Aç Gözünü), Curb Your Enthusiasm (Heyecanını Bastır), Don’t Look Back (Arkana Bakma). Ne var ki insanlara konulduğunda, ismi taşıyan kişide bir gerginlik, o ismin hakkını verememek konusunda bir kaygı yaratabileceğini düşünürüm hep. Mesela “Okşan” adını taşıyan biri sürekli okşanma ihtiyacı mı duyar? Riskli. Ya da “Sevil” adını taşıyan biri, sevilmediğini fark ettiğinde herkesten daha çok mu acı çeker? Adı “Serpil” olan biri, pek serpilememişse, kimlik bunalımı yaşar mı? Adı “Damla” olan biri… Şimdi düşünüyorum da, belki “Damla” ismini yanlış anlamış olabilirim.

Bir de başlık olduğu eseri imha eder tarzda isimler vardır. Aklıma gelen en bariz örnek “Osmanlı Cumhuriyeti”. Fragmanını izlediğinizde ortada bir cumhuriyet olmadığı anlaşılıyor. Evet, Osmanlı Devleti’nin günümüzde de devam ettiği fantezisinin başlıktan kestirilebilmesini istiyorsunuz. Bunu nasıl yapacaksınız? Kolay iş değil. Ama filme milyon dolar harcıyorsanız, birkaç gün düşünüp buna da çözüm bulursunuz kardeşim (yazdıkça sinirleniyorum). Sonuçta koyduğunuz ismin filmin içeriğiyle çelişmesi, gişede problem yaratmayabilir, insanların bu tarz özensizliklere alışkın olduğunu varsayabilirsiniz. Ama gönüllerde mahkum olursunuz. (Abarttım mı?)

Yabancı filmlere bulunan Türkçe adlardaki densizlikler, bu konuda eşsiz. ”Things to Do in Denver When You’re Dead” (Ölüyseniz Denver’da Yapılacak Şeyler) diye bir film vardı bir zaman. Türkiye’de “Karışık İlişkiler” adıyla oynamıştı. Türkçe adı, filmle ilgili olmaktan çok, çevirmenin bunalımını yansıtıyor sanki.

Koç grubu Arçelik markasını ihraç etmeye karar verdiğinde, bazı ileri görüşlü uzmanlar, bu markanın, İngilizce okunursa “Arse Lick” (afedersiniz, “göt yalama”) diye okunabileceği uyarısını getirmişler. Bunun üzerine Beko markası ortaya çıkmış. Yazık olmuş, milletçe dünyanın en meşhur buzdolaplarına sahip olabilirdik.

Seçme şansım olsaydı, adımın Klaus olmasını isterdim. Sanki, biriyle tanıştırılırken, kendinizden emin bir şekilde elinizi uzatıp çapkın bir gülümsemeyle “Klaus” diyebiliyorsanız, asla sırtınız yere gelmez gibi geliyor.

29.12.10

Sanat İçin Ölür Müsün?



Bir dönem sınıf arkadaşım olan İsmail Necmi’nin ilk uzun metrajlı filmi “Bunu Gerçekten Yapmalı Mıyım?”, İstanbul’da kuaförlük yaparak yaşayan bir Alman kadının belgeselvari hikayesi. Her ne kadar filmin alt başlığı “Hayat kurgudan daha ilginç olabilir mi?” şeklinde olsa da, filmi izlerken, izlediğiniz hikayenin gerçek mi kurgu mu olduğunu pek aklınıza getirmiyorsunuz. Necmi, filmi, kamerasını omuzuna koyup baş karakterinin peşinde dolaşarak çekmiş, sinemanın en saf haliyle…

Film, Altın Portakal yarışmasına kabul edilmişti ve hatırladığım kadarıyla buna itiraz edenler olmuştu. Yarışmanın kurgu filmler arasında olduğu ve belgesel filmin kabul edilemeyeceği iddiasıyla… Filmin bir sahnesinde, “sanat için ölmeye hazır mısın” cümlesinin sürekli tekrarlandığı bir müzik eşliğinde yapılan çılgın bir dans var. İnsana garip şeyler düşündürüyor.

“Sanat için ölmeye hazır mısın?” Ne kadar tuhaf bir soru değil mi? Vatan için, devrim için ya da Allah için değil, sanat için ölmek…

Sanat sanat için mi, toplum için mi tarzı ikilemlerle yetişmiş, üniversite giriş sınavında “sanatçı toplumun iki adım önünde mi olmalıdır, bir kol boyu yanında mı durmalıdır” gibi sorulara cevap vermiş kuşaklar için anlaşılması zor. “Sanat”ı “için”in öbür tarafında görmek, sanatla ilgili ezberimizde kalan önermeleri de altüst ediyor. Sanata gereken önemi vermeli miyiz, yoksa öneme gereken sanatı mı vermeliyiz? Sanatsız kalan bir toplumun karaciğeri iflas etmiş mi demektir; yoksa toplumsuz kalan sanat, evrenin büzüşmesine mi yol açar?

Belki devrim ütopyalarını bir mühendis gibi değil bir sanatçı gibi kurmak daha anlamlı sonuçlar verebilirdi. Devrimden sonra insanlığın ne kadar mutlu olacağını söylemek pek dramatik değil. Herkesin mutlu olduğu bir hikaye kimseye ilginç gelmez. Devrimden sonra nasıl mutsuzluklarımız, nasıl çelişkilerimiz olacağını bilmek isterdik, neler için yaşayıp neler için hayatımızı feda edebileceğimizi… Böyle bir şey kurgulanarak olmaz mı dersiniz? Bana kalırsa her şey kurgulanabilir, yeter ki gerçek olduğuna kendimizi inandıralım.

İsmail Necmi’nin filminin sitesi http://www.shouldireallydoit.com/

6.9.10

Bir Parazit Olarak Devlet

Toksoplazma gondii denen bir parazit var, asıl yerleşmek istediği yer, kedinin bağırsakları. Kedinin bedenine doğrudan giremiyor. Lakin fare bedenine girebiliyor. Farenin içine yerleştikten sonra, farenin sinir sistemini etkileyerek, kediden korkmasını engelliyor. Parazitin etkisindeki hasta fare zihni, artık kediden korkmuyor, aksine kediye muhabbetle yaklaşıyor. Kedinin bu muhabbete nasıl karşılık vereceği malum. Kedi fareyi midesine indirdiğinde parazitimiz hedefine ulaşmış oluyor.

Yaşamın çoğunda parazit tarzı davranış var tabii, aslında biz de bitkilerin ve hayvanların parazitiyiz. Ama terim olarak, yabancı bir bedenin içine yerleşen ve onu içten kemiren yaşam formlarına deniyor. Eğer ortada hazır yenecek bir şeyler varsa ve onları ele geçirmek için gerekli silahları geliştirmek mümkünse, o boşluğu dolduran bir yaratık eninde sonunda ortaya çıkıyor. Canlı organizmaların davranışlarına dair gözlemleri toplumsal durumlara uyarlamak biraz problemlidir genel olarak ama düşünme alıştırması olarak fena değildir.

İnsan toplumlarının hazır yiyecek üretmeye başlamasıyla; devletin, askerlerin, ve köleliğin ortaya çıkmasının paralelliği rastlantı olmasa gerek. Silahları doğrultarak ve başkaca işe yarar bir şey yapmadan hazır yiyecekten otlanmak mümkünse, bu boşluğu dolduran bir organizmanın ortaya çıkması beklenmelidir.

Parazit, içine yerleştiği bedenin kanını emerek yaşar, ama o beden o kanı üretmeye devam etmelidir. Buna “parazitin dilemması” diyebiliriz. Parazit, ya içine yerleştiği bedeni hayatta tutmalıdır, ya da yerleştiği beden ölmeden önce başka bir bedene atlayabilmelidir. Yoksa yiyecek kaynağı kesilecektir.

İçine yerleştiği bedeni hayatta tutacak kadar insaflı olmaya karar veren parazit, buna hiç aldırmayan parazite göre biraz daha az yemek durumundadır haliyle, ama buna karşı yerleşilen bedenin rızasını alarak avantaj sağlayabilir. Beden kendini bu parazitten kurtarmanın o kadar iyi bir fikir olmadığına ikna olabilir, çünkü paraziti def ettiğinizde, bu sefer başka bir parazitin gelip içinize yerleşmesi, üstelik bu parazitin sizi hayatta tutmakla fazla ilgilenmeyen, onun yerine bedenden bedene atlamayı seven bir parazit olması mümkündür. O yüzden kendi parazitinizi başka parazitlere karşı beslersiniz.

Diyelim ikna olmadınız ve parazitinizi def etmek için bir tür savunma geliştirdiniz. Bu savunma her neyse, aslında bedenin özünden kaynaklanmış olsa da, sonunda kendisinin başka bir parazite dönüşmesi kaçınılmaz olur. Çünkü ortada hazır yemek ve ona el koymayı mümkün kılacak (aslen eski paraziti kovmak için geliştirilmiş) silahlar vardır. Artık kendi yiyeceğini üretmenin mantıklı bir tarafı kalmamıştır. Nur topu gibi yeni bir parazitiniz olmuştur, eskisini arar hale gelebilirsiniz.

Parazitin ikna yeteneği şaşırtıcıdır ve aslında yerleştiği bedenin algısını ne kadar bulandırabilirse o derece başarılıdır. Parazitiniz, ölümcül yabancı parazit tehdidini olduğundan fazla algılamanızı sağlarsa, sizin kanınızdan daha büyük bir pay almasına razı olursunuz.

Yerleşilen beden açısından en acısı, siz parazitinizi sonuna kadar beslemeye ikna olduğunuz halde, parazitin artık sizi hayatta tutmakla ilgilenmemesi olur. Parazit, kanınızı kurutmuştur ve artık başka bedene atlama niyetindedir. Ama algınızı o derece bulandırmıştır ki, siz artık kediye muhabbetle bakar olmuşsunuzdur. Sonuçta siz kedinin midesini boylarsınız, parazitiniz bu işten kârlı çıkar.

3.9.10

Sıralandırmalar Üzerine

Küçükken annemden Arap yazısını, daha doğrusu Türkçe’nin eski yazısını öğrenmeye niyetlenmiştim. Harflerin, sözcüğün başında, ortasında ya da sonunda oluşuna göre farklı şekiller aldığını öğrenince, bir şekilde hevesim kırıldı, ilgimi kaybettim. Bana gereksiz bir karmaşıklık gibi geldi sanırım. Daha sonra da konuya tekrar eğilmedim, belki bir ara öğrenirim.

Annemin ilk bilgi olarak verdiği şey, çoğu kişiye malum olduğu üzere, eski yazının sağdan sola yazıldığıydı. Bununla birlikte verilen ek bir bilgi de, yazı sağdan sola yazılıyor olsa da sayıların soldan sağa yazıldığıydı. O zaman çok fazla sorgulamadan bunu kabul etmiştim.

Sonradan düşününce bunun böyle olmaması gerektiğini fark ettim. Aynı yazı içinde farklı yönlerde okunup yazılan şeyler olmamalı. Çünkü okuma ve yazma dizisel bir şekilde ilerler, yazının bir yerinden başka bir yerine atlayıp ters yönde okumaya başlamak gibi bir şey olamaz.

Aslında sayı dediğimiz şey, yazının geri kalanından farklı, ağzımızdan çıkan seslerin ifadesi değil, bunların sayısal değerlerinin, ondalık sayı sistemine göre özel işaretlerle kodlanmış hali. Bu işaretlerin doğru sırasının ne olduğunu nereden biliyoruz?

Aslında eski yazıda sayılar soldan sağa yazılır demek yanlış bir ifade. Doğrusu şöyle: Eski yazı, sayılar da dahil olmak üzere sağdan sola yazılır. Sayılar, küçük basamaktan büyük basamağa doğru yazılır. Yani önce birler basamağı gelir, sonra onlar, sonra yüzler, sonra binler, sonra on binler, böyle gider. Eski yazıdaki sayılar, şu an kullandığımızın iki kere ters çevrilmiş halidir. Biri yazı soldan sağa değil, sağdan sola olduğu için, ikincisi de basamaklar büyükten küçüğe değil, küçükten büyüğe sıralandığı için. İki kere ters çevrilince aynı yere geliyor.

Peki sayıları hangi yönde yazmak daha mantıklıdır? Hangisi daha kullanışlıdır?

Basamakları büyükten küçüğe sıralamanın daha kullanışlı olduğunu düşünmek için mantıklı bir neden var. Sayıları adlandırırken de, büyükten küçüğe doğru gidiyoruz. 23500 işaretlerini “yirmi üç bin beş yüz” şeklinde okuyoruz. Ağzımızdan çıkanlarla yazanları eşleştirmeye çalışırsak, önce bir “yirmi ü甑 var, sayının ilk iki işaretine denk geliyor. Sonra sayıda görünmeyen bir “bin” var. Ardından bir ‘beş’ geliyor, sayının üçüncü işaretiyle eşleşiyor. Sonra yine sayıda göremediğimiz bir “yüz” geliyor. Sonra sayıda iki tane “0″ işareti var ama bunlar için ağzımızdan bir şey çıkmıyor. Evet, bire bir eşleme söz konusu değil, ama eşleyebildiklerimiz, ağzımızdan çıkan sırada. Tersi şekilde sıralamanın nasıl avantajları olabilir?

Bizim kullandığımız yazıda, soldan sağa okurken, her seferinde bir karakter okuyup onu daha öncekilerle birleştirerek ilerlediğimizi varsayalım, bir rakamla karşılaştığımızda aslında onun ne demek olduğunu bilmiyoruz. Yani yazının bir yerinde 23500 varken, biz 2′yi gördüğümüzde onun sayısal değeri hakkında bir fikir sahibi değiliz. 2′nin ne anlama geldiğini anlayabilmek için önce sayının sonuna kadar gidip toplam kaç rakam olduğuna bakmamız, sonra geri dönüp bu sefer doğru değerleriyle yeniden okumamız lazım. Ya da her basamağı okuduktan sonra şimdiye kadar okuduklarımızı 10′la çarpıp yeni okuduğumuzu üstüne ekleyerek ilerleyebiliriz.

Oysa basamaklar küçükten büyüğe yazılıyor olsaydı, yani yirmi üç bin beş yüzü 00532 şeklinde yazıyor olsaydık, her bir rakamla karşılaştığımızda onun ne demek olduğunu bilirdik. Basamaklar bir, on, yüz, bin diye giderdi. İlk karşımıza çıkanın hep birler basamağı olduğunu bilirdik. Dümdüz bir toplama işlemiyle sayıyı okuyabilirdik. Tersine alışık olduğumuz için bu şekilde okumak daha zor görünüyor olabilir, ama okumak için nasıl bir işlemden geçirdiğimize bakarak, tarafsız bir göz için, 00532 dizisini okumanın 23500 dizisini okumaktan daha kolay olduğunu anlayabiliriz.

Hayatınızın bir yerinde tablo şeklinde raporlar hazırlamak zorunda kalmışsanız, sayısal değerler içeren bir kolonu sağa dayalı hale getirmek için fazladan uğraşmış olmanız mümkündür. Çünkü aynı değerdeki basamakların alt alta gelmesini istersiniz. Metin halinde olan kolonlar ise sola dayalı olmalıdır. Sayısal bir kolonu metin kolonu izliyorsa bunlar çirkin ve okunaksız biçimde birbirine yapışık görünür. Tersi durumda da iki kolon arasında amorf bir boşluk oluşur, bir kolonun nerede bitip diğerinin nerede başladığını kestiremezsiniz.

Arap yazısını kullanan ulusların böyle bir derdi yoktur. Bütün kolonlar sağa dayalıdır. İşin ilginç tarafı, Latin alfabesi kullanan ülkeler, ondalık sayı sistemini ve bugün kullandığımız rakamları 10. yüzyıl civarında Araplardan aldılar. Hatta İngilizcede bunlara hâlâ “arabic numerals” deniyor. Bunları iki kere ters çevirmiş olduklarını düşünmektense, nasıl gördülerse öyle aldıklarını düşünmek daha akla yakın. Aslında büyük bir ihtimalle basamakları küçükten büyüğe sıralamak daha kullanışlı, ama Avrupalılar, Arapların sayılarını alırken, Arap yazısının sağdan sola yazılması gibi küçük bir ayrıntıyı gözden kaçırmışlar.

17.6.10

Zöltkür Sürderci

Aşağıdaki yazı, bilgisayar tarafından yazıldı. Türkçe’nin fonetik özelliklerine uygun olarak (büyük ve küçük ünlü uyumları, ünsüz benzeşmesi, vb.) bir bilgisayar programı tarafından rastgele üretilen sözcükler arka arkaya dizilerek oluşturuldu. Algoritma aynı zamanda Türkçe’deki harf sıklığını ve bazı biçimbilim özelliklerini de dikkate alıyor, ama hiçbir şekilde önden verili anlamlı bir sözcük ya da hece, ya da programın ürettiği metin üzerinde herhangi bir müdahale yok.

Bu işe girişirkenki amacım, Türkçe bilmiyor olsam, Türkçe’nin ses olarak kulağa nasıl geleceği hakkında fikir sahibi olmaktı. Ama yazılar ortaya çıktıktan sonra fark ettim ki bayağı bir mizah unsuru da barındırıyor. Bu şekilde günde bin tane kitap yazabilirim, ama kim okur bilmiyorum.

Zöltkür sürderci çökkeptekte üğsende yakta önmeklep saksavavarar. Üngel dırttan yede atakavığı zamsaş. Eseştirik tecillere çatkında kipsek sırmışamsa talaş istet eben çısacaktı yoncudası sanda ballasırsıva sin ayda çite çıllattansar voka dandınlar ip bömsem ebeye dayarı anıp almacaksa köğdün. Gandaşaba eşkedi kazlaza suçkuyaç büğe debe getken. Enlerle yene geç ireşen ezir. Abır kırak böyür kidebi soca inerlimdi dağıptatıklaş. Sirlepet arığam dağa unlaştal sotlasıp çaralgı sapsıp çiyinlivel danımı seştekedemmir.

Sutumduşkaşar venektetin kaskamat dağcıştapızdaş seke gangasır. Baktı yakıradırdıt biki gatırlı sağ. Kuyana dot katla kene daçkıçta dıdın yıtansı gubarda sakkanınga takağanma akırdalığan osam. Çınsamca vön kukat dav kas. Keni sün çene çektel dana kibişle teniteleksen. Kanı seğicen tağat ıya kizen vuskakat çetep ıran sorağık eyim an anmın. Çukkatar kasınanıbı kutlarlakat karsalgın. Kal alaş bıma tıpakar. Çasandı telekik onursu yapıva yete gar zebin. Öte ıpsapa ınap kınlarlan abangığansı vona zıbakaz. İn ıtkın zenmin. Belete açsa çöke ıma sabat arda garar. Alakkın urk üküte çığıcın. Astada alıtalır kuğat aşkakaç yedircin. Kağanı tuta yirlebi küt tanaşak sutatta irdeyet baldar dişe an.

İllen kazmaçsınma ülenget kaya goğda siber. Arççan döle kaltsı isitme sarıbın sekke bardapa sakı get bekli kinete izdeçte asmada çaşlandı eğe kirdekezin tirde çeciş dunalat yolu datka dayda dırdırla avağa ala kımla aşan. Akığı gavsırlan köştergensik yeviş asıç kenmik tulabakta çılsan. Töpüngüncen akaç siğe tavandı zes. Gaca urç tez. Ayansak sülkle sermeken. Sileğeşen sanga tes gazdargı çidem eli azallal ıs. Bamar irpleğe tandanla irlenli çek öken sanıp bunamangal kidir. Takkat irse apsar eser. Takka totağı tanı dazı ılır. San aç yincelerlireş tistinse ice satlın.

Seliti anlazakan toksap kakar. Tupanatkak çeleşi kakar. Detti küğerdiset sanlaşan. Sursamgı teşetlirden iği ak süvsülü tötçende kungar. Öde amlakıt zır. Zan öt sar ardan andı çikeninlikse gütü yis sirikle imen. Töşer gığıpatça kismini yivdercin tinsenlekkil çeğine ana eliğerdele gedin. Ölü ban karla eye sav gan gutta dici doğda ukataratı gölük geskeki keşçe sülcü sotsar zısta giçtemin. Tağgıkaç iyinser yaçsana garlatkaşa gağa kabanla ice ütten. Vınaçtır terdeğe venirdekirge yasan alardı çeke çaşırcamsaş. Erlen eğe sanaşla sala arlaşkat tarla surda aktı oşu danla gığalacıtan. Kağdışaşa yavı çuldurlatta çarla tanı as. Kaksata sanın sılışı ekleçtirsek adata sak. Çitinseği beseş çavata yıyatka ıkasara uğu gikiniç siğe çuğarcandarsı zükken. Dırsındın kata ancakı tardatkı bapa eke tatakmı tılıka avdanaş emlini söğdütken gağancığala çücetlineşe seneş. Tata uta izi barga uluna var.

Çipkemde getkeketit yara sık uratsıpa yabı ap eşeşe tatkansırda san üpçe teler bar. Saka ardan tırtkamaşar. Tamgatatardaç golak ığamaşısın. Seke tas kalıdar. Ardırda kinerli gurklara tasal dokarsa sücer apar. Tatta atat teğ. Eşi disiş vini kürekmeç vasan. Ketti vosçak satıpı döslekser. Sül yilkkinse inin çece ketik daka kanlı düycütterse ikke beysildir tarçlı ay. Kandalaçka vondardak danır ike sıtsamcazı öyseğeçler viben. Epek kinetir sisim dağsa tassıbardan. Döğen yetse tiğe sişirerliğip el eğisirdi kaka idişke argın. Köm tala tucama çiskeçse köndekte seke tanıt azanma kadı çili kandanazan. Kezi art gut basın. Zakava ana çünmen tin eçten. Virtminde bansanmap kiğetsi ilk gitele sikensende tazat kede kam. Kele küngü udakan yasa arı eneşkenser. Aksala keyek zinsebe kakandata vulkkağat tinersen.

Tiptebi yuka el öndeşize zinesimsiş tası sende kekimen. Etepteğe unan sıldap vunan beden. Çutu kayatçı bövü çula sak banıka ovasına sutlakka semeşki kiki goma saşsış astar ana edi allattasam kavdak. Andılaçtardı arlapkazaktat tarıba ekez itinildi kider. Sessi gatıç ağcık köre atar. Eve zesener vavava iken siri sadasa ketçin inipli kinişek. Datçısak sanlakta gasa is. Çinezi sezerde ütür bakattı yıptala katkarsı tirtçit duğa ata on. Deşep uta elimerden. İlene ekke sanan. Kirçten tarsan üklelmin. Zıda avayın katanda astandazın oşa vaşa tiksin. Bindezen geren eylenici arpsıdakkasan. Kidin ter üçke sele çiğemdin küşerdiş. Benit diği garıcın. Yakıtmara odu diğdir. Amgandak kaşama üssü kirsitettindi guyla sivi dınsı kenit üse an. Taska sas andama öğgedi velelir inlet kur. Değet dürsele kağgıkanası tüsen. Kavınsa sübe kir ışmakaş kititen tunsama taka tekkidirde ikece acınsatık. Eteker ına danca tarsızın. Tola takka zürlenekkindir çattazan zaktı avış önelike ititiğin. Tiymil inderlinde zakkalı sutta siksideyem. Alk upalak gemdeciş. Yendetsi dosan otudağa çasarda böyüç vabanda div.

Çeğdi upa eski keyle sevlinsede savsı zarsıtkır. Vuşta berle bada dis. Zorpçaşı küteş aba ağda tünseç sör sandanlı kele ezdit sışıt eğitelen kat sekse tüte etin. Derdetin inleseş sipteğet venekte üdüş alkkaç kalaza sessekkeç icin. Veşetidi sokuç kılakar. Ardı adattır aşkıla küğdendivisep sirme yazan suyalıvaza sata ül katka gem akasıza ivet gayan belengipe asat vulaşar çapkıvıca öngü gışakkatsa çeçsi oçtar van. Basır ansanla giteti samdaş. İvillen çağıktı ük am. Aca isteksen küde kili sandar. Sansıca çağa dostan. Yeci serde itmetteç sama tucaş kapakkın yaban. Utkasa sağanava sönmüpleğite aygı tuşu çen öçterciç tişi teseç oluyun. Batta dirk sayan tiğdiçkiş yikçi aca yikin tasır dapabaştana teğirse kivi sirdeple teğen. Tuğa urubakıka irde zolda kavatmığar kaza gızat icerdem kakka kuyanır taldıda tüşeziş ınsarlar çirp ağa kikken dötetlindilde gunur gınatsımıçta gikiş.

At bivekçen apakkam oşaktabıt son dağgat gatkatlı ın. İben tanakı çapkışa kengin. Danı zattanı kotan. Bazlata ete dürlepsir tönetel yirdelenserden. Başırı andaşar yeli donlukar ıkkandıra ilgikte akkığa ürletlimirlek çır. Supku yuvakkakkı gıtat tödünelikkek çırsat çoşa yurlutçasıtan sivetten indi kosku bardandı testellen. Keldersin as gülttü dalan arlaş. Tısar arktarsa südevi zeysilen emi asa tivitlen saktışça kanlısa anı daza tağına balı ala sat ey. Ansarda zamdam kasat satka ungarlı işiç barak yikirsise iğe karma sobat kuza işe yet tat çassır. İrdit talıka evi yakakmaya kıbına setepsidet sarla ıkık azar yotalı kadandı ağla duy. Çağcaş vürleliket gülürde bizen ite sinsen. Aba gikserse kaskana aya buzgat çımakın ile eken sıncanlak gatım. Ağa ik sinsetteşide apka kiveçle birde yodu kitecirdendiç tekezensi iye yatış yesen. Emede anıksavın kon uya viken.

Tapat kistikte turu sak çaşsamsı erderdek eme zireke ırgı yaş. Ansası sezde urda ertlekki dudaçta vastar izi bar dasağarsar. Dürsece oysaçkıplıp zördü çıtansa ös sineç tuğatakaş. Sarlıkçak asa yas. Yingen ike tayatlavı böpeğer. Tuğaca kike del köncen virpkileke deydinle kene asatadı talttan kınlırmın. Ak isi sin ziç danlın. Türler kerkker godar. İkeke iğer acapa ikin. Tadı dalkçallaşamdıt vanatsıpkalıt dabamanırma buğulansınıt saksatça toyadanır. Vipe zarcarlala goluzla arlattındısat inminmeye ur. Odavı aka zatanar alı sımağaklar tanlan inme soca seseteki çakardaşı eleğeşi zaca durlu irliği vumal köylekemite ık. Çir ile sırdaçsalgağı tarı sar denden. Tassın yopak apaşığak gölep zondat arçsam sağan indik önsendepsetti samdırsa çeteşli yaman oğu andıbıka dosada kay damaş. Tana ağardıdın siyde iven soka tep bağ gaşılı giket anatkar irgeğe eci tindeze kaşta sılan. Yumutak yat çoğun.

Edidin sikkiter vağ çine kestenli kirktek dana erpti ede gökte zırmar. Sükselgil saya eş. Üysücerce aka dığısa ücüş ıl it sikseşitsen tındandıla süt koca doymaş tazağap çansa ağı kömeni tetkip keleki soyar içliyi tinletki saza gapla tice tavlı ara dürdekmen gunazatsan. Apan tipli siken. İlesir seki öseğekliktek gepili buğuş yukakı dime tebi sakırlak. Endi kas aska kola adasan. Zirez kazlanda yurgacındaktı sertli tazıl salkla iberel ime salın. Tunla sona çılda sovgağı çonlun. Tapan kağı bilde kiki giğci gekereri çöten. Teline tanmaza ez. Dor sipsir anmanmış sicenlezil angatkara genenme sundaş iygeten. Çöcen uma vabacan ulamlak. Katar çağganız beğivit ada çaçmacan. Ağcanlar salar takkaka arla anla çalıvar ayansaçma ösün. Kedi azsa tuskurlamatak. Tekeder tıran duğan çatkılal domucan. Kaydanca dile der apa saydasın. Baslayı yize ete tok darpmat bat tasanı kınmak. Kişçe diniş darsa kaşta giyişle girdemileptet alca biğdeğer kartkı sostandacı vardara ışlar ütü düş bağış.

Zeniş siğdi kolla astı ultkar. Kiğ yiteni taya olanga tetik setet tusa etsidi ot samsanda tal teksi tırsar. Getin kalaştıngı eğin adanla salmıka otça dınarar yasakçat tükek at kilkkiktip omanlan. Zemedi valılan kargağa anan. Amsazlalakap girli ola dadaş. Eteğet çeleyinse sağdar. Tıkar dat kazdar. Ete azaksar eneç vondan satkana keserde kon. Gağdan ezilin sededeçserce zülde tenmişever ıka amabat dağı asamarcı utsa sadı dise züsetiş duş artçamı anan. Sine songağa adıdakır sak ama tasa güşçel kıpakır. Akan ten saksatsan. Sezsengeme bine çinge asağa dök. Kik teşin iben dük. İci kertlipe salar taştınlaza kavda tıla sanışa kığamda ötü emen. Sağ çeğeme in tenleğe seski kitte kir. Taysarla uçkarmarsa çınsıktan zeker. Deme anıt okarga gindebişter keğlinge datap diktinin döserde givin tosan. İsitkin azağarca umandan yarsanda sarpsıtka ipsikseptilde sabı gopa sotlatka bazak. Kıca oşa kuğat övenle dal södelse dapçıç çalal aşa kende kamattım çergim. Takı söğ seğitte çenerebikkek zındamı ağdaşın baktan. İnitipi sısın sup tıpana dusağa utu tama yen. An sacar aş. Sansıla dağ tilinilgenser don acar.

Esen karsakıdı üre ükçedi darlındar izek süve akmakazı yağmava askataz. Suğsata ev tava doğu saşa vepte kacap çüpeldi atın. Tuya dar elcitiç tekçi saskaya arlarlaca yilerli en. Estek sarlamda tülser yivesim garda zardardışardam. Sellir kurlar kepi kıca emlişçir çat goşan. Çak kokaza atısak elelin. Adat suğ dota çon tokatat ırgaşı sönlürgeki ataka kaşta yokan kiyi dalalan. Asanıkın keğ ökür. Kota avı keki ercenerdince tolak. Çalgın darsat tendibir. Selek ürdensemek kup dicilgiksek iter. Değersinim çesçiterder inimde açtaş. Çor zunarlan kirdi kenmilez atlaşlal gepi tunlatçat zas etlivek acavıban tadı selt dektetkerder satı dakandaş. Sukar var irsen arcava ergeklir. Danda çıca etet orda sasınlı ıt arsılınsandı kığdıtapsıt vökeveşe akkazalıza apalandan osur. Aşarsın çeze gilk vin kakığa kutsala çoyu çanamlar. Veşek suğdu sarsasa kaççancı yoma çoştalığa kakmayağan. Takanan ıçsı sıdaç em.

Diki aldan tapam. Er kedi yastı baydıla gakkıtkam. Tüğle ara takkaka eltkirdin. Zonavarlan kataç ücesir vulaç yozala yattı altçış zenmilen kekkepti betisen kike görgekiceş. Üzü öydelin ıkanılasır. Gacakış taskaz darlan. Yoğat vavlar ata çirmil dağdık. Suma gikmem dadandırla küzgen. Kakansa saçkıla ala kide dola vivi suğun gen site erlirdedekte epibim vendersenle küne ötken yaştıta zilik. Garma kidi gensirler tasıç seksenetir. Kekike etli des bavarlan denetmi sitengin küve yadayanlan. İle ker değcikten iğinsetli erliteş. Eyen türen dine ketirdi totkutsu toğu kömse ingede çıyık suklan. Tineni kurmanma soma sağdılalası çalısar. Dekişte anı işkeğer çoku etmişli uçsa vala dirçte dandatkınak. Ansığan yelde an. Üpe ere sinler. Kot venle kitensişte çelenleç iğme ulancatağı dinde aşak sarda çersececen. Beler çuğacına zadı dak çutta zeğel bükü seci yecenmi kalca ada dür. Baskaklıl sessirdi üsük iğ.

Yedezin ergen kebineten. Avaş kinlin tici uçtaksaş. Atap ebeçti kadaş isket dasa saktır düre erliker kukuğa gaş bunu sör. İsi sonda sut sortla sörde yuzula tiymir bas kökeşsi asıta tata sak tağ kan bart sirkkite ağması dağsar. Sakta ığaktış adın. Ipal aksıtın talaşlı dın ata astal ıcan eşilgici dedi sukatığı atkaksabaktak. Erkkici kındandan ini teçtir. Tassatı balaç alığarlı datkasak. Adargan ölder yabana çazapsıt ite kupat toğdansat sozar. Anara kulsa davatkın. Topuç enle goldandır. Kaşkın daz tomanıç anar. Sarsa dukar an yenenci voğ sarlaman. Vazarsın ısıta çasam alkta es turdansın. Etin süne seplitlinlenle eğirgi yosat tığaç sisi gakatta çutan. İpi sakangaş elemen gadı uk. Apı ete ığayar çeti erlen uk. Settivellilen kağa çemdete tokansar. Sodaza ças sında adan. Çeğe sinindi et kıkı süsü sen. Ulabaldar ılcırı bedecet bipikeğe darama sallanca zuksar. Arda kip döngeşmin çelen vucu kan yavdak taca kastava üsük. Katanar ede oğarda dal daldışlı data üsen arla ansala sandanlı sığıta gağmaka tiğsiğitte tuğa geğin eningeş talındın. Tede inenlet dıla tinlinde sendeneşsik kir kilin. Ağ tevdilgeşip tovu dadı tek sarlıngıp gacalaktandır. Çokuç zidiç tövem. Alı kırdanı bürse sellilengin.

Aydatatın takan tas. Salsırdakı çaz aslı dardansısap vilt kilet tetedenge dösten. Ece gorsaç külttetli atı batıdat söte biğsekikik tiğseneğesi uka solar. Bartsın batızla sirdeşsirdem tele çardanlargan. Dıvı seliç dallandız. Dabangar kaktığı selek. Etketsi değeç keşin. Köreş ende üt eseteki çart setkin sağızada tağmık. Açkındıp dalda sösüzdek. Tupan aşa dasa atanda tatağın. İke akı gağ çektirlen eğe ticende adaç tindeşe sert yıdan. Edivit tükmek tıdanga ikilsiliven. Sense kırsatça söğer. Çikkemi bete yede bendikin. Tusudul koşaka aka alaş. Taban davardarcanla yığga kırdakap sakıka tarklalan. Sip sanal akanlaş. Yaca busa süşüte tis. Öneci yöşü ak keledermeşsi kapansa tılda tadın yattama sepeş. İsir kunat dınaşkaş sup sünden çittet dundarsatta sasar öserlede tonda battanın. Tizen suğca übek. Gansava kötesir yanıla un döler tağatıkır değem. Bapı siseğiksesen bamamın gite akkaşap bistişçen.

Übütep küserlel kaltsadağak. Suka gulaçkaş karç çüsseğep yeltkende acak. Ezen aşakal galıçsa tadıtap çüten. İle osan korsa bürlelcirlit köteş. Decek az çansınsar alangasa tatmı idindet yalanla söşün. Üve bağak tuşan. Ayıplapar tağsaç uştatsan. Kaldın dipke atta bucun. Damsık toyandan aklan gıkır yotlaca iksevet tidit bot çömlette inlesiğe yağıbala dinene top sıttandak ora ukaç diz çumadavatsan. Bizsir ırsarlışa ıpatla seğiğilde çasar. Akangan kata töden. Sel gende tarı sotçaba biv erder yapaç vicir. Evseşek setsip gebekisive baca sansak eltsi üle zesin üt ekişe sıkır. Gici zet diğin. Akakanansa günepçiz temidenset çansatatka arç ılıkta emer tukçakmızar. Koyanı koğu zoduka vustan keterdit vona koğana üşencetilet bavsından alalam. Suvatlışçar aya tasaksaz tal dele vınga ersi taşlanda anadan gerse eycenlin etim tisçezmi yaşlardat takmamar yıba geke ardandarda ek.

Zandınca ardandat eldir. Ata çömeştitiye çelik alkkacık siysekek. Daka ber yarcı çetişkelin. Dokulu tağışaş anıncak kedek geğdekti zosa giden siki tadan ula tike vıca zitem. Kardıl seke kibe avıyat alanmar talkta sağsam. Sitikili ezetkelde üte salapça ürdüteşirger. Akanan ginsi çavalanaş sizel sağgapla yöğ. Soslu yirdek ekkesenlese dıçkanla çeni biniş. Eşeki oğmakı işingesen. Künen sırpkı tirçtindene konal kos. Vökkekkirdindi çömmencez salıt örlükse totlamla odak. Seçteker eklekelinlin sadanda salsısı asasıt tusumluş. Burt söbe yıkarlan ettenenelit otabar. Aklandın seğme gaktı ana koslasa ana sanaka ey keteper. Dun sesi tiker gıpa ura unap sanıtsa ora emdese çada küydeser. Tensenem silsiklenen tayıkla akıt solukku inde davla kıkı übe indiyeş aza tala vazıcak.

Al gekkezek bikir köğde tamaban söşkeşem tikep tekletece eğ daktarsardı dosamda çava teştekedişsi silikter. Yüt betetkit eleptirli yalıt ığın tar kanda tönseğereten satır teleşser sipet salatka eninlive çuğa vanır. Uğa dakır sala salın sezdezense töküzlencete sıpsılcı sül dılk eşte zilen dasık. Dırtkan ek sis. Vapakka kaşsapa etke vitevi tarına zivin dorga tet sakı zağdasa ekelginge belem. Ele ittik keki kikmirme daylardaktan alkkın. Beple ite derlense bulaş. Zozdar elen vur gelgek. Sılk andın gıncaştıkma kaçkanıttabık üler bepkende kıkan. Ilaşa etici ök. Tişen tece sıs dazamdı esle zenden. Tırdamdaş toksanağar ide takakakma sura sükünet akından çen sasan sülktet kicen. Itlakan zar kemeşti völellin ditezimdir. Sısat asakaç besçi kukkava kerkteşer. Çalkma kar gönetkin. Gekin guta in sattazdı ürce kosap söy. Taşaş bıt çin çinep akıçlatsığı indir dekter.

Galak umlarmı tutanga icetek kıy kokkandıt erderdit ınlasa gopar tolur çemet uğdan. Çösseyeder ele uçkar keki eslek votak. Çumlatsa keme tal onaşta bak. Emi turak yatıç işinlek tiğe alandakta yindele teveli kinle dak ular. Okadakla otsuku sev. Ondalak yatayan zerlem. Garlana dedi çesliştitiş. İtin ar tıpsa dağdıyak ar. Alat kalıcı kattık gıvdıt altsılası eteş. Tesir üde kıssarlalıran. Deke dıkkala kur. Kiyepeven yesin yiçterek. Beyce iyge öt yırsatar kalım. Guğ ikezer torçkam ebidi voğaka diçtinlin dol tıskakı vala kına ara çetkiğel katan. Isalın kopa sıkalamca ekçenle tağ zörçmü kotu bıtandak. Eli tevsiki dıbanada bulanda serer ikiş züte venitlişset tağlam. Zandanlı alsırdarla sesi keçkeler eti bemekili çicen. Yandat besik kova aşıpta ata silse atar vesele sana en batsan zikke kederdinekiş.

At tuzlan tine samsın. Sağ kimdep ıtaka gaşı çındamı dekenim. Bektit kotansış uçkuğacap soluk enlimiçle kotsu bize dalaçkat vüyeş. Uğapkat tazlı kötkütkün. Çayıda ağsa itir baçmıt zak sakıkka tardandak ezitetermen. Sıtçaktı eşiken adanda sipepir. Ekindinindi assın inmi kiviti ıldar tamat gasaya kansındık kidelmek kime kenlitserderli yes. Darakı teke yüğse sircer. Kutan epe onaş ukavık. Unsu sanın sakımsakı sanla çinder tocanıla soşka aydaşkan. Titkenli soyatın daktı susancakmınan oska oz. Siyge zağır dasasıt talır. Yartsa tiçsekseceş kör inet gitteldelen ıplıptapa yukun anığan. Dizletter sazsına sölürle takak. Aymaşan barcaktı tiritkel ıngaka kıta tunla dıklarsaş çetiki arlaktacağa türlenmin. Tımalara dıpkım dük kadaşı tekçiz uşkata tavsa küz. İltlemendende ketivinlinek bıs. Tik konlasan küde denidin. Siple kuşunmaka kükersipmi osa ete kıpa irle dol ağa gattıza södüç eti gassı teti sivindileç kinecekkeşi giterdenside çuz. İkseğen kağ badın. Değsende dibi yepetçebi kor tendenli talar ağan urlakaş birir çını erç sosuluta zallaza este çoskata gipiktiş yulandı ayatça izsin bökler.

15.6.10

Kimler Geldi Kimler Geçti



Bu Dünya Kupası’nda ilk kez, hem Güney Kore hem de Kuzey Kore var. Güney Kore daha önceki kupalarda görünmüştü, hatta bir kez ev sahipliği de yaptılar ama Kuzey Kore uzun zamandır ilk kez boy gösteriyor. İki takım dünya kupasına aşağıdaki kadrolarla katılıyorlar:

Kuzey Kore:
1-Lee, 2-Cha, 3-Lee, 4-Park, 5-Lee, 6-Kim, 7-Ahn, 8-Ji, 9-Jong, 10-Yong, 11-Mun, 12-Choe, 13-Park, 14-Park, 15-Kim, 16-Nam, 17-Ahn, 18-Kim, 19-Lee, 20-Kim, 21-Lee, 22-Kim, 23-Park

Güney Kore:
1-Lee, 2-Oh, 3-Kim, 4-Cho, 5-Kim, 6-Kim, 7-Park, 8-Kim, 9-Ahn, 10-Park, 11-Lee, 12-Lee, 13-Kim, 14-Lee, 15-Kim, 16-Ki, 17-Lee, 18-Jong, 19-Yeom, 20-Lee, 21-Kim, 22-Cha, 23-Kang

Avrupalı futbolcuları andığımız gibi sadece soyadlarıyla anacak olsak böyle bir manzara çıkıyor. Tabii ki Koreli futbolcular sadece soyadlarıyla değil tam adlarıyla anılıyorlar. Bariz nedenlerle… (Yoksa Kim’i Kim’den nasıl ayıracağız?)

Bu nasıl iştir? Kim bunlar? Evet, bunlar Kim, ama Kim Kim’i nerede bulur? Kim Kim’i Park’a götürür de Lee’siz getirir? Sorular çoğaltılabilir.

Koreli adlarındaki bu tuhaflık daha önce de dikkatimi çekmişti, ama bu her iki isimde bir tekrarlanan sözcükler, bir tür ünvan olmalı diye düşünmüştüm, “bey” gibi “efendi” gibi bir şeyler. Oysa, yakın zamanda öğrendiğime göre, bunlar bildiğimiz soyadı. Babadan oğula geçiyor, bizde ve çoğu ülkede olduğu gibi. Bizde soyadı kanunu 1934′te çıktı. Bundan önce de soyadı niyetine bazı şeyler kullanılıyordu belki, ama yasal olarak soyadı sahibi olmamızın 70 küsur yıllık geçmişi var. Yeri gelmişken söyleyeyim, soyadının bizde resmi ortamlar dışında hâlâ yaygın kullanılmıyor olması, bence yanlış tarafa konmuş olmasından kaynaklanıyor. Soyadı, Türkçe’nin tamlayan-tamlanan, sıfat-ad sıralamasına uygun olarak başa gelmeliydi.

Örnek aldığımız Batılı ülkelerin çoğu, şimdiki gibi babadan oğula geçen soyadlarını Ortaçağ’da benimsemişler. Bazıları daha yakın, mesela Hollanda’da, Napolyon işgalinde soyadı zorunlu hale getirilmiş. Hollandalılar da, bu Fransızlardan kurtulunca biz bu soyadlarını bırakırız diyerek kendilerine komik soyadları seçmişler. Ama hâlâ aynı soyadlarını taşıyorlar. İskandinav ülkeleri daha da yakın zamanda başlamışlar soyadı kullanmaya. Bazı ülkeler ise hâlâ soyadı kullanmıyorlar, İzlanda gibi.

Çin’de ve Kore’de ise, soyadlarının geçmişi çok daha eskiye dayanıyor. Kore’de M.Ö. 2. yüzyıldan beri soyadı kayıtlarına rastlanıyormuş. Belki yazıya geçirilmesinden öncesi de vardır. Çin’de daha da eski. Çin’de de soyadı kıtlığı var, ama çok geniş bir coğrafya, sınırları değişken, dolayısıyla nüfus ve göç hareketleri daha yaygın. Kore ise, iki bin küsur yıldır aynı milletin yaşadığı ve oldukça izole bir yer.

Soyadının düzenli olarak babadan oğula geçtiği ve aşağı yukarı aynı nüfusun korunduğu kapalı popülasyonlarda bir soyadı kıyımının beklenmesi gerektiği, Francis Galton ve Henry William Watson’un 1874 tarihli çalışmalarıyla belgelenmiş. Buna da Galton-Watson süreci denmiş.

Basitçe şöyle:

Herkesin ayrı soyadına sahip olduğu bir başlangıç hali varsayarsak, ve nüfus aşağı yukarı korunuyorsa, her babanın bir oğlu olduğu durumda tüm soyadları yaşayacaktır. Ama bu denge bozulursa, yani bazı erkeklerin oğlu olmaz, bazılarının da birden fazla olursa, oğlu olmayanların soyadları da yok olur. Bu denge yeniden sağlansa bile, giden soyadı geri gelmez, çünkü herkesin bir babası vardır ve soyadını babasından almıştır.

Doğal seçilime benzer bir süreç işler, ama genlerden farklı olarak, soyadları sadece babadan oğula geçebilmektedir, o yüzden daha naziktir ve daha hızla tükenir. Mutasyonun karşılığı birilerinin soyadını değiştirmesidir, bu çok ender görülür. Ortama dışarıdan yeni soyadları girmesi ise ülkeye dışarıdan gelen insan sayısına, dolayısıyla coğrafi ve ekonomik şartlara bağlıdır,. İkisi de soyadların tükenme hızıyla başa çıkamaz.

Sonuçta varlığını sürdüren soyadları azalır. Süreç yavaş ama kararlı işler. Kore, izole bir coğrafyada iki bin yıldan fazladır babadan oğula geçen soyadlarının süregeldiği bir yer olarak uç bir örnek. Toplam 250 soyadı kalmış durumda ve nüfusun yarısından fazlası Kim, Park veya Lee soyadını taşıyor. Bu durum Korelilerde bir Kim’lik bunalımına neden oluyor mudur? Pek sanmıyorum. Muhtemelen hepsi kendi Kim’liğinden memnundur, sonuçta Kim’liklerini babalarından aldılar. Ataerkil topluluklarda böyledir, babalarının Kim olduğunu bildikleri sürece, Kim’likleriyle gurur duyarlar. Kim Kim’e Dum Dum’a yaşayıp giderler.